Bugun...
SON DAKİKA

Tarihin en büyük kaosu

 Tarih: 05-01-2020 18:45:00  -   Güncelleme: 05-01-2020 23:03:00
Mikdat Ertem
Üşenme!   Çocuklarının geleceği için sonuna kadar oku ve konunun herkes tarafından bilinmesi için paylaş!
Tarihin en büyük kaosu... 
Büyük İsrail projesi ve
İstanbul sözleşmesi, 
6284 toplumsal cinsiyet eşitliği kanunu
Nedir bu İstanbul sözleşmesi?
Neyi amaçlıyorlar, kim neden destekliyor ve nihai hedefi nedir?
Tüm bu soruların cevaplarını sağlıklı verebilmemiz için öncelikle tarihi bazı bilgilere ihtiyacımız var. Gelin hep birlikte bu bilgilere bir göz atalım.
Siyonist Yahudiler...
Lanetlenmiş bir toplum...
Dünyanın efendisiyiz diyorlar...
Allaha ve peygamberlere iftira ettiler.
Birçok peygamberleri öldürdüler. 
Allaha isyan ettiler, Tevrat’ı bozdular lânetlendiler ve sürüldüler.
Tüm dünyaya yayıldılar.
Tüm dünyadaki toplam nüfusları 14 milyon 511 bin kişi...
Bozdukları, değiştirilmiş Tevrat’a göre, kendilerinden başka yaratılmış diğer tüm insanları insan olarak görmüyorlar, hatta hayvan olarak görüyorlar.
İnsanlık bize köle olarak yaratıldı, tümü bize hizmet etmelidir diyorlar. Buna inanıyorlar
Fırat ile Nil ırmağı arasındaki tüm topraklar bizimdir, bu topraklar arz-ı mevûd, yani Allah tarafından bize vadedilmiş topraklardır, hepsini alıp,  büyük Israil’i kuracağız bu bizim Allah tarafından verilmiş hakkımızdır diyorlar. Bu bilinç ve inançları gereği dünyanın her tarafında yüzyıllardır çalışıyorlar.
Yüzyıllar içerisinde, birbirlerine bütünleşmiş yapılarla çok çalıştılar. 
Tüm dünyadaki, tüm güçleri ele geçirdiler. Rockefeller ve Rothschild Yahudi aileleri ve bunlara bağlı dünya çapında organize olmuş diğer masonik yapılarla para gücünü ele geçirdiler. 
ABD merkez bankasının sahibidirler ve ABD dolarını basıp paraya yön veriyorlar.
Dünyanın en büyük silah fabrikalarını kurdular.
Altın, elmas ve petrol başta olmak üzere dünyanın yeraltı ve yerüstü tüm değerli madenlerinin çoğunun sahibi oldular.
En büyük ilaç firmaları onlarındır
En büyük kimya, kozmetik ve temizlik ürünleri firmaları,
En büyük fastfood zincirleri ve en büyük gıda firmalarının da sahibidirler.
Tarım, tarım ürünleri ve dünya tohum üretiminin de patronudurlar.
Sinema, televizyon ve medyada da dünya devi firmaların sahibidirler.
Sosyal medyanın dev firmaları da onlarındır.
En büyük elektrik, elektronik ve teknolojik ürün firmalarının da sahipleridirler.
BM, AB ve NATO dâhil dünyadaki tüm siyasi teşkilatların kurucuları ve perde arkasındaki yöneticileridir.
Özetle,
Para, silah, gıda ve diğer tüm güçlerini yaptırım olarak kullanarak, tüm dünyada hükümetleri ve kendilerine bağlı diledikleri yöneticileri ve diledikleri yönetimleri iş başına getiriyorlar.
Din, mezhep ve etnik savaşlar çıkarıyorlar. Açlık, yoksulluk ve kaoslar yaratarak tüm dünyayı ve tüm insanlığı manipüle ediyorlar, birbirine düşürüyorlar, güçsüzleştiriyorlar.
İnsanlığı sömürüyorlar, bölüp parçalayıp yönetiyorlar.
Dünyadaki tüm güçleri ele geçirdiler ve her şeyi yönetiyorlar.
Şimdi sıra tüm insanlığa birey birey, fert fert saldırmaya gelmiştir.
1. Amaç 15 milyon Yahudi’nin 7,5 milyar insanlığı kolayca tek merkezden yönetip mukavemetsiz bırakmak ve köleleştirmek.
2.amaç savunmasız kalan bir dünyada büyük İsrail’i kolayca kurmak ve arz-ı mevûdü gerçekleştirmektir.
İnsanlığı her bakımdan kaosa sokacak, birliklerini, aidiyetlerini ve tüm değer yargılarını yok edecek, hatta insanlığın hayvan seviyesinden daha aşağıya düşürülmesine sebep olacak torpidolarını sona sakladılar. 5700 yıllık planlarının adım adım gerçekleştirip nihai sona yaklaştılar
Şimdi sıra insanları bir arada tutan temel yapı taşı aileye ve ailenin çekirdeğini oluşturan bireyleri dağıtmaya gelmiştir. Aileyi ve bireylerini bozup dağıttıktan sonra, doğal olarak devletleri de, savunmaları da dağılacaktır. Bunu gayet iyi bilen Siyonist Yahudiler, tarihin en büyük kaosunu planlayıp insanlığın üzerine sürdüler.
İstanbul sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği projesi
Peki nedir bu İstanbul sözleşmesi ?
Siyonist tetikçi Soros'un Türkiye’deki lgbt manipülasyonu ve " toplumsal cinsiyet eşitliği İstanbul sözleşmesi:
Uluslararası bir sözleşmedir.
Şimdiye kadar Türkiye dahil 45 ülke tarafından imzalandı
Ülkemiz üzerinde uygulamaya sokulan en tehlikeli proje, siyasi manipülasyonlar, terör, ekonomik manipülasyonlar, gıda, tarım ve hayvancılık üzerindeki manipülasyonlar değil; toplumda lezbiyen, gay, trans seksüel ve biseksüel gibi üçüncü bir cins yaratma amacı taşıyan, gizli ve sinsi olan toplumsal cinsiyet eşitliği projesidir. Sinsice hazırlanıp uygulamaya sokulan bu proje tam bir yıkım projesidir. Hedefi aileyi çökertmek, ailenin temel yapı taşlarını yok etmek, daha da vahim nihai hedefi kadın erkek tüm bireylerin cinsiyet algılarını bozup insanlığı "cinsiyetsizleştirmektir ".
Şiddet gören, ezilen, mahrum bırakılan ve sömürülen kadının haklarını savunmakla ilgili pek çok karabalık maddeden oluşan bu sözleşme, aslında kesinlikle bu ulvi hedef ve gayelerin zerresini dahi taşımamaktadır. Dikkat ederseniz sözleşmenin başlığında, kadın ya da erkek haklarından değil, toplumsal cinsiyet haklarından, ( gizli anlamı ) yani toplumdaki tüm cinsel eğilimlerin haklarından bahsedilmektedir. Kadın, erkek ve bir üçüncü cins olarak tüm diğerlerinin ( lezbiyen, gay, biseksüel ve transgender yani kısaca lgbt ) haklarından bahsedilmektedir. Eşitlik ilkesinden dem vurularak, eşitlik ilkesi manipüle edilerek, tüm cinsel eğilimlerin de eşit haklara sahip olması gerektiğine gizli bir vurgu yapılmaktadır. 
Bunu yapabilmek için önce 2012 de yöneticilerimize ana sözleşmeyi imzalatmışlar, daha sonra, 29 Kasım 2014 de üreme şartını mahkeme kararıyla sözleşmeyi örnek göstererek kaldırttırmışlardır. Böylece yeni haliyle buraya dikkat!  " üreme şartı olmaksızın toplumsal cinsiyet eşitliği " şeklinde tanımlanmasına sebep olmuşlardır.
Ilk bakışta doğal insan hakkı gibi görünen bu talebin altındaki asıl gaye, kadın ve erkek eşitliği savunuculuğu değildir. Kadın ya da erkeklerin haklarını ayrı ayrı savunmak da değildir. Burada derin bir algı yönetimiyle " üreme şartı olmaksızın toplumsal cinsiyet eşitliğinden" bahsedilirken, lgbt guruplarının da bu eşitliğe ayrıca sahip olmaları gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Aslında perde arkasında gizlenmeye çalışılan asıl sinsi gaye budur. Bu bakımdan konu basında en başından beri zaten yanlış ve eksik tartışılmaktadır. Basın ve sosyal medyada bu yanlış tartışma ve tartıştırma biçiminin de bir Siyonist yanıltma ve saptırma metodu olarak ortaya çıktığı kesindir. Kavram karmaşaları yaratarak nihai hedef ustaca gizlenmektedir. Yalan uzmanı Siyonist çetecilerin ustaca yanıltmalarıyla, değişik kalıplar içerisine gizledikleri ve topluma sundurdukları bu dönüşümsüz tehlikenin, derhal farkettirilmesı ve önlemlerinin derhal alınması gerekmektedir.
Projenin kaynakları: 
Bu yıkım projesi Türkiye’de, dünya Siyonist teşkilat ve baronlarının tetikçisi Soros ve malum yerli işbirlikçileri tarafından yönetilmektedir. Finansör ab konseyi gibi görünse de, asıl destekçiler ABD’li malum yahudi asıllı siyonist ailelerdir.   Bu proje, 2005 de de Davos’ta Türkiye’den giden heyetlere dikte edilmiş,
2007 ab müktesebatı ile uyum süreci maddelerine Avrupalı Siyonistler tarafından sokulmuş, 2012 de İstanbul sözleşmesiyle imzalanmış,   hükümetlerimiz tarafından da uygulanmak üzere maalesef sözü verilmiş bir projedir
Kullanılan manipülasyon yöntemleri: 
- algı manipülasyonuyla devlet adamları ile toplumu yanıltıp kandırıyorlar.
- kandırmacayla beraber TV ve magazin programlarında gündem oluşturuyorlar. Toplumsal bir fayda sağlıyormuş gibi davranıyorlar.
- sosyal medyada bolca 3. Cins haberleri yapıyorlar. Ünlü ' yapılmış" farklı cinsel eğilimli ünlü kişileri örnek kişilikler gösterip gündemde tutuyorlar. Bu kişilere saygı, ilgi duyulmasını sağlamak, magazin ve eğlence programlarıyla özellikle gençleri 3.cins figürlerine özendirmek istiyorlar.
- toplumda büyük taraftarları olan büyük spor kulüplerini kullanarak sözde cinsel haklar veya kadın hakları adına sözleşmeyi destekleyen sosyal mesajlar verdiriyorlar, stadyumlarda ve spor salonlarında lgbt, feminist flamalarla bayraklar açtırıyorlar.
- Belediyeleri kullanarak, flâma ve bayraklar astırıyorlar, seminerler verdirip, platformlar oluşturuyorlar ( örneğin İmamoğlu’nun ilk işi cinsiyet eşitliği komisyonu oluşturma teklifi olmuştur, bu tesadüfen veya şahsen tercih edilerek yapılan bir teklif değildir )
-  halka açık yürüyüşler düzenliyorlar.
Her yıl taksimde geleneksel yürüyüşler düzenliyorlar.
 -  parlamentoda sunumlar yaptırıyorlar.
- meseleyi sürekli gündemde tutmak, hatırlatmak, kaşımak, insanları çatıştırmak, aralarında taraflar ve bloklar oluşturmak istiyorlar.
Her arenada konuyla ilgili tartışmalar yaparak ve yaptırarak bu tarz eğilim düşüncesini zamanla zihinlere yerleştirmek, zihinlerde normalleştirmek, adaptasyonu gerçekleştirip zihinlerde bu tarz yaşamı mayalamak istiyorlar.
- Sivil toplum kuruluşları, dernekler ve üniversitelerle ortak çalışma platformları oluşturuyorlar. Böylece halkın zihninde, toplumsal cinsiyet eşitliği başlığını kullanarak, sanki bilimsel gerçeklikmiş gibi ve sanki farklı cinsel eğilimler gereklilikmiş gibi bir algı oluşturmaya çalışıyorlar.
Örnek- 1  : 
Kadem, mor çatı kadın sığınağı vakfı, kadın dayanışma vakfı, Türk kadınlar birliği hepsi ortaklaşa AKP kayseri milletvekili hülya nergis atçı öncülüğünde mecliste ıstan bul sözleşmesinin etkin uygulanması ve izlenmesi alt komisyonu 7. Toplantısını gerçekleştirmişlerdir.
Örnek - 2  : 
Türk tabipler barlığı cinselliğin farklı renkleri adı altında İstanbul’da vı. Panelini düzenlemiştir. ( broşür resmi ektedir. )
Örnek - 3 : 
En üzücü olanı ise ıstan bul cevahir otelde düzenlenen uluslararası toplumsal cinsiyet eşitliği buluşması onur konuğu olan sayın Emine Erdoğan’ın koşulsuz destek açıklaması yapmış olmasıdır. Gerçek amaç ve gayeleri araştırılmadan bu tür destek ve açıklamalarda bulunmak kanımızca ilerde toplumumuzda altından kalkılamayacak çok büyük hasarlar doğuracaktır. ( toplantı resmi ektedir ).
- birçok hekim ve psikoloğa açıklamalar yaptırıp, yazılar yazdırarak, topluma 3.cins eğilimlerin doğuştan gelen, doğal bir durum olduğunun algısını oluşturmaya, inandırmaya ve kabul ettirmeye çalışıyorlar.
-   saldırıyorlar, basını kullanarak karşı duruş sergileyenleri gerici, yobaz deyip linç etmeye çalışıyorlar, küçük düşürüp susturmak istiyorlar. Böylece sivil savunma bloklarını oluşmadan engellemek, dağıtmak istiyorlar.
- bu süreçten sonra ab ve dünya çapında dünyadaki hukuksal uygulamaları örnek göstermek suretiyle, tıpkı Almanya ve İngiltere’de olduğu gibi erkek erkeğe, kadın kadına evliliğin yasallaşmasını sağlamak istiyorlar.
Büyük bir plan dâhilinde, tüm dünyada uygulamaya konulan bu projeyi sistematik ve kesintisiz bir şekilde zamana yayarak uyguluyorlar ve sinsice insanlığı zehirlemeyi sürdürüyorlar.
 Amaç: 
- aile olma bilincini zedelemek, önemsizleştirmek, aile bağlarını koparmak. Aileyi dönüştürmek ve nihayet aileyi yıkmak.
 - bireyi kadın ya da erkek değersizleştirmek. Kendine olan güvenini ve saygısını zedelemek. Değersizlik yargısı aşılamak ( tohumlama )
- aidiyet duygusunu yok etmek, kimliksizleştirmek
(  kültürel farklılık ve zenginlik taşımayan, tek tip düşünen, benzer yasayan, milliyeti uyruğu önemli olmayan, ait hissetmeyen, vatanı millet kavramları taşımayan, kutsi değerleri olmayan, savunmayan ve savaşmayan, heyecanı ve geleceği olmayan bir dünya vatandaşı yetiştirmek ).
-  etik ve ahlaki değerleri zedelemek
( yerleşik toplum norm ve kurallarını, gelenek görenek ve yerleşik inançlarını anlamsız kılmak. Yeni baştan tesis etmek, yeni normlar ve anlayışlar geliştirmek ve yerleştirmek).
- duyarsızlaştırmak ( toplumun hassasiyetlerini zedelemek ).
- dünyadaki teknolojik dönüşümü, sosyolojik dönüşümle entegre etmek yeni anlayış ve yaşam yapıları oluşturmak, kılıksız, aidiyetsiz ve evrensel bir kimlikle
Yeni bir dünya vatandaşı formu oluşturmak. 
- aile yapısını bozarak toplumun iç ve dış tehditlere karşı olan mukavemetini zayıflatmak. Kolay sızılabilir, çözülebilir yapmak.
Büyük israil projesinin gerçekleşebilmesi için, en büyük ve tek tehdit olan Türkiye’nin askeri ve toplumsal uyum organizasyonu kırmak, bozmak ve işlevsiz kılmak.
İnsanlığı savunmasız ve güdülebilir yapmak. Hedefsiz, değersiz, aidiyetsiz, mutsuz ve kaotik yapmak istiyorlar.
İstanbul sözleşmesine neden karşıyız 
Öncelikle en fazla bu sözleşmenin adını İstanbul sözleşmesi koydukları için karşıyız. Lezbiyen ve gaylerin hukuksal haklarını savunan bir sözleşmenin adı yüzyıllarca ıslama başkentlik yapmış olan İstanbul’un adı konulamaz. Bu bılerek ve ıntıkam almak amacıyla Siyonistler tarafından yapılmış bir operasyondur, reddediyoruz.
Vatandaşlarımız konunun ne kadar vahim ve yıkıcı olduğunun farkında değil.
1- inancımızdan dolayı karşıyız 
( Hud, hicr ve ankebud  sureleri ) 
2- eşcinselliği meşrulaştırdığı için karşıyız.
3- açıkça dine, örfe, geleneğe ve sözde namus diyerek namusa savaş açtığı için karşıyız.
4- kadının beyanı esastır dediği ve adaletsiz olduğu için karsıyız. Yasaya göre kadın ne derse hakım doğru kabul etmek zorunda kalıyor. Aksı takdirde Siyonistlerin güçlü medyası yoluyla ve feminist kadın derneklerinin protesto gösterileriyle hâkimler baskı altına alınıyor. Kararlar %100 kadınlar lehine varılıyor. Erkeğe bir üst mahkemeye itirazda bulun deniliyor. Ancak bu arada erkek çoğu zaman hapse atıldığı için kendini aklayana kadar içerde kalıyor. Senelerce içerde kalan oluyor.
5- cinsiyetçi, faşist, feminist ve ırkçı bir sözleşme olduğu için karşıyız.
6- ayrımcılık yaptığı için karşıyız. Hak kadın ya da erkek için ayrı ayrı aranmaz, ortak olarak insan için aranır. Kadın hakları denmez. Bu durumda erkekler de erkek hakları deme yoluna itilmiş olur. Bu da ayırmak, kamplaştırmaktır. 
Kadın hakkı olmaz, insan hakkı olur şeklinde bir hukuksal zemin oluşturulmalı bu ayrımcılığa son verilmelidir.
7- kadın ve erkeği birbirine düşürdüğü için düşman ettiği için karşıyız.
8- aileyi dağıttığı için karşıyız
9- kadını üstün cinsiyet olarak ilân ettiği için karşıyız. Ayrıca sözleşme psikolojik şiddeti sadece kadının gördüğünü iddia ediyor. Oysa her iki taraf da psikolojık şiddeti karsılıklı yaşayabılıyor.
10- kocaları tecavüzcü ilan ettığı için ve ailenin mahremi alanına kadar girip yatak odasına bile karıştığı için karşıyız. Kadın istemediği halde kocası cinsel birliktelik için karısını zorlasa ve karısı şikâyetçi olsa, koca bu durumda tecavüzcü olarak yargılanıyor. Dünyanın hiç bir döneminde bu kadar trajikomik ve saçma bir yasa daha görülmemiştir.
11- arabuluculuk müessesine karşı çıktığı için karşıyız. Eşlerin aralarını yapmak için arabuluculuk müessesesini çalıştırmak 6284 göre suç sayılıyor. Yanı bu durumda amaç barıştırmak değil, ayırmak oluyor.
12- aile anlaşmazlıklarının kamu davasına dönüştürdüğü için karşıyız,  özgür iradeye saygısızlık yapılıyor. Kadın kocası hakkında, pişman oldum, kocamı bağışlıyorum, affediyorum dese bile, 6284 yasasına göre, olay artık kamu davası sayıldığı için koca ceza alıyor ve hapse atılıyor. 
13- kadının beyanı esastır: kanunların kötü niyetli kadınlarca suiistimal edilebilmesine imkân verdiği için karsıyız. Binlerce insan iftiradan hapse atılmış ve mağdur edilmiştir.
Sırf bir kişiden hoşlanmadığı için veya ideolojik farklı düşünceleri yüzünden, bir kadın dilerse, okul müdürleri, öğretmenler veya imamları basit iftiralarla suçlayıp şikâyet ederek o sahsı yıllarca hapislere yatırma fırsatı verdiği için bu sözleşmeye karsıyız. Bu yasalar bu hâliyle çok tehlikelidir, toplumun refah huzuru için bu sözleşmeye derhal son verilmeli yerine hem kadını hem erkeği koruyan yasalar yatırılmalıdır.
14- 6284 cezalar toptancı bir zihniyetle işletildiği için bu sözleşmeye karsıyız.
Kadına sert söz söylenildiğinde de dayak atıldığında da, aynı maddeden, yani kadın şiddet maddesinden yargılama yapılıyor.
Laf atanla tecavüzcüyü de cinsel istismar maddesiyle aynı kefeye koyup aynı maddeyle yargılıyor. Bu hem adaletsiz hem de insan haklarına aykırı bir uygulamadır.
Suçlar ve suçlular aynı kefeye konuluyor.
15- erkeklerin şeref ve onurları istismar edildiği ve korunamadığı için karşıyız.
16- 18 yaş altı evlilik yapanların tamamı tespit edilip hapse atıldığı ve genç evlilerin yuvasını dağıttığı için bu sözleşmeye karşıyız. Yasa çıkmadan yıllar önce evlenilmiş olsa bile, 18 yaş altı evlilik yapan erkekler tespit edilip hapse atılıyor. 
Geriye dönük uygulama yapılıyor.18 yaş altı evliliği geçmişte dahi yapmış olan herkes tutuklanıyor.  Binlerce genç bu yasadan dolayı hapse atılmıştır. Yuvalar dağılmıştır. Üstelik bu uygulama sadece erkeklere yönelik yapılıyor. Kanun hem saçma hem de ayrımcı bir kanun olarak karsımıza çıkıyor.
17- kadına karşı şiddeti arttırdığı ıkın karşıyız. On yıl boyunca kadına şiddeti azaltmayı bir kenara bırakın, bu kanunlar kadına şiddeti onlarca kat arttırmıştır.
18- süresiz nafaka: erkek bir gün dahi evli kalıp boşansa, süresi belirlenmemiş bir şekilde neredeyse ömür boyu nafaka ödemek zorunda kalıyor. Kadın başkasıyla yaşasa dahi nafakayı almayı sürdürüyor. Nafakayı ödeyemeyen erkek hapse atılabiliyor, haczedilebiliyor. Tam bir yıkım düzeni.
19-  velayet uygulaması tam bir drama dönüşüyor. Çocuklar anlaşmazlıklar söz konusu olunca bir mal gibi taraflarca haczedilebiliyor ve bu büyük dramlara sebep oluyor. Ayrıca yüz kızartıcı bir suçu veya kusurlu olsa bile velayet çoğu zaman annelere veriliyor, yetkinlik ve yeterliliğe bakılmıyor. Hâlbuki çocukların gelişim psikolojileri bakımından velayetin kime verilmesi gerektiğine, hakım değil uzmanlar karar vermelidir.
18- İstanbul sözleşmesinin denetleme birimlerinin raporları bağlayıcı kabul ediliyor. Bu durum batı ülkeleri ve Siyonistlere,  kadına karşı şiddeti denetleme bahanesiyle ülkemizin ıs ve dış hukukuna müdahale etme hakkı veriyor. Bu güvenliğimiz açısından büyük bir tehdittir. Bundan dolayı bu garabet sözleşmeye tümden karşıyız.
Sonuç:
Uluslararası Siyonist kargaşa çetelerinin dünya toplumlarının arasına, güçlü medya ve sözde aydınlar yoluyla sokuşturup propagandasını yaptırdıkları bu sözde haklar, bireylerde aidiyetsizlik duyguları yaşattıkları gibi, etik ve ahlaki tüm değerleri de alt üst etmek amacı taşımaktadırlar. Gaye gerçekleştiğinde, yozlaşmış ve değer yargılarından mahrum bırakılmış bir topluma, artık topla tüfekle saldırmaya gerek kalmayacaktır.  Toplumu bir arada tutan en önemli yapı olan aileye saldırılmaktadır. Aile yapısı çökertilince toplum da çökecektir. Türkiye derhal bu sözleşmeye attığı imzayı geri çekmelidir. Aklı başında tüm sosyal bilimcilerimizle toplum dâhil, tüm yetkililerimizi bu gizli amaç konusunda bilgilendirmelidir,  bilinçlendirmelidir. Bu gizli Siyonist yıkım projesine son verilmeli ve derhal dur denilmelidir. Yeniden refah partisi olarak, bu önemli konuda, başta sayın cumhurbaşkanımız olmak üzere, akabinde aile çalışma ve sosyal hizmetler bakanı, kabine ve diğer tüm hükümet yetkililerini, aynı zamanda tüm muhalefet partilerini önlem almaya, bu yıkım projesini sonlandırmak için el birliğiyle hep beraber çalışmaya davet ediyoruz.
 
Saygılarımla...
 
Uzm. Klinik psikolog  
   Mikdat ERTEM
  Bu yazı 4198 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
resmi ilanlar
GAZETEMİZ
  ANKET Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
  NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
  HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI