Bugun...

MEGA ŞEHİR SORUNLARI

 Tarih: 23-03-2019 00:14:00
Serkan Akın

Zıvanadan çıkmış, kontrolü kaybedecek kadar büyütülmüş, yığınlar ve sürüler halinde içinde yaşamaya, gönlümüzde ve hayalimizde eski günlerini yaşatmaya çalıştığımız İstanbul'da karlı bir günde, yağan karın hepimizi evlerimizde esir aldığı bir günde bu yazıyı yazıyorum.

Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki her birini bir meleğin yeryüzüne büyük bir özenle indirdiği ve hiçbir tanenin diğerine benzemediği karın üzerimize indirdiği huzur ve sekineti de anlamaya çalışmalıyız.

Şimdi düşünün Almanya'nın toplam büyüklüğü 357.021 km². 
2016 itibarıyla toplam nüfusu ise 81.799.600. 

Türkiye'nin toplam büyüklüğü 783.562 km² 
2016 itibarıyla yaklaşık toplam nüfusu 79.000.000. 

Bu hesaba göre yoğunluk 229 kişi/ km² 
Almanya'da, 102 kişi/ km² Türkiye'dedir.

Şehir nüfusları bilgisi de aşağıdaki gibidir:

İstanbul..: 14.657.434         
Ankara...:   5.270.575
İzmir......:   4.168.415
Bursa.....:   2.842.547
Antalya...:   2.288.456

Berlin......:   3.471.756
Hamburg.:   1.786.448
Münih......:   1.353.186
Köln........:   1.007.119
Frankfurt.:      688.664

Bu bilgiler ışığında yapılacak yorumlar şöyle: Türkiye'nin yarısı büyüklüğe sahip Almanya Türkiye ile yaklaşık aynı nüfusu barındırmakta.

Almanya'nın en büyük şehri Türkiye'nin en büyük şehrinin ¼ ü kadar nüfus barındırıyor.

İstanbul'un nüfusu Almanya'nın ilk 5 büyük şehrinin nüfusunun toplamından 2 kat fazla.

Berlin, Türkiye'deki şehir büyüklükleri sıralamasına girse ancak 4. olmakta. Bu analizler çoğaltılabilir. Ancak cevaplamamız gereken tek bir soru var. Hangisi daha mantıklı?

Herşeyin en büyüğü, yükseği, uzunu, genişi gibi populist kavramlara alışık toplumumuz açısından düşünürsek bazıları İstanbul'un nüfusunun fazlalığından mutluluk duyabilir ya da İstanbul'un bu konuda Berlin'i geçmiş olmasının doğru olduğunu düşünebilir.

Hele hiçbir olumlu ya da mantıklı bir arka plan çerçevesinde olduğunu düşünmediğim İstanbul'un nüfusunun 25 milyon, Marmara Bölgesi'nin nüfusunun 50 milyona çıkarılması yatırımları ise kötü bir sonun başlangıcıdır adeta.

“İstanbul Trafik Otoritmi' çalışmasına göre megakentte ortalama olarak trafikte geçirilen her 60 dakikanın 40 dakikasının kayıp olduğu, kaybedilen zamanın yaklaşık yüzde 40'ının trafik yoğunluğundan kaynaklandığı ortaya çıkarıldı” (08 aralık 2012 tarihli bir gazete haberi)

trafik yogunlugu

Yukarıda gördüğünüz tablo ise bir kalp grafisi değil, İstanbul'da haftalık olarak tekrarlanan günlük trafik yoğunluğu tablosu. Anlayacağınız bu şehir adeta kalp ağrısı çekiyor, sürekli ve tekrarlanan trafik yüzünden.

Bir de ekranlardaki kar haberlerini düşünün. Kar çilesi, kar eziyet oldu, hazırlanın kar geliyor, okullar tatil olacak mı vb. Oysa yaratılışın, doğanın, sünnetullahın en doğal sonucu olan doğa olayları, bizim yanlış yerleşme, kentleşme, büyüme kararlarımız yüzünden isyana dönen bir tavır oluyor.

Ayrıca, ev, mahalle, semt, şehir, toplum sıralaması ile oluşan geleneksel tavrımızı; konut, rezidans, süit, apart, home ofis, apartman, site ve benzerine çevirince, aile, komşu, arkadaş, akraba, hemşehri, millet olan geleneksel demografik yapımız, yalnızlık, yan dairedeki yabancı, metrodaki vatandaş, rakip takımın taraftarı, benimle aynı düşünmeyen yaratık vb. ne döndü.

Bununla birlikte “komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisinin yaşandığı mahallelerden ve bu mahallelerde herkesin birbirini tanıdığı ve birbirine kefalet sistemiyle bağlı olduğu yapıdan, adrese dayalı nüfus sistemine geçince, hiçkimsenin nerede yattığı, nerede kaldığı, nerede sabahladığı, velhasıl nerede ikamet ettiği belli olmayan apartman, site, rezidans sistemine geçtiğimiz durumda olan nedir?

Hangi terörist nerede kalmış? Nerede yaşamış? Hangi daireyi kiralamış? Muhtar niye takip etmiyormuş? Vatandaş niye böyle daireleri günlük kiraya veriyormuş?

Siz demiyor muydunuz? “kentsel dönüşümle herkes gayrimenkul sahibi olacak, bu menkuller değer kazanacak, istediğiniz yüksek fiyata kiraya vereceksiniz, her yere yol yapıyoruz, metro inşa ediyoruz, ulaşım hızlanacak, bu kadar insan daha fazla taşınacak (dikkatinizi çekerim, insanların taşınmasından bahsedilir hep), bilmem şu yeni site havaalanına 10 dakika, köprüye 15 dakika, avm ye 20 dakika uzaklıkta (sanki her gün uçuyoruz, köprüden geçmemiz gerekiyor ya da her gün birşeyler satın almak zorundayız)”

Geçen hafta günlerce genel elektrik kesintisi yaşadık ve ne kadar aciz ve bağımlı olduğumuzu bir kez daha anladık. Yağan son karda binlerce insan normal şartlarda yarım saatte ulaşabilecekleri evlerine saatler boyunca ulaşamadılar. Akıllı telefonlarıdaki trafik yoğunluk haritalarındaki açıklamaları okuyunca insan gülsün mü ağlasın mı bilemiyor.

Bir de Büyükşehir yasası var gündemde. Mevcut kanun ile nüfusu 750.000 in üzerinde olan iller büyükşehir kapsamındadır. 31 adet ilimiz bu kapsamdadır. Bu kanun ile il sınırlarının tamamı şehir mantığı ile yönetilmektedir. Yani köyler fiili olarak ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte Çankaya İlçesi 922.000 nüfuslu, Keçiören İlçesi 890.000, Şahinbey İlçesi 870.00 dir. Aynı anda Bayburt İli 78.550, Tunceli İli 86.076, Ardahan İli 99.065, Kilis 130.655 ve Gümüşhane 151.449 nüfusludur. Bu durumda Çankaya Kaymakam ile Bayburt Vali ile yönetilmektedir.

Bununla birlikte oluşan karmaşayı çözmek adına büyükşehir olmak için gereken nüfus sınırı düşürülerek 30 yeni büyükşehir yapılmak istenmektedir. Bu durumda Türkiye'nin büyük bir çoğunluğu büyükşehir olmakta ve kentleşmektedir.

Kentleşmenin çözüm olmadığını, sorunları azaltmayıp tam tersine büyüttüğünü, topraklarımızın betonlaştığını, doğadan ve doğal olandan uzaklaştığımızı, gelenek ve kültürümüze uygun olandan teknolojik ve dolayısıyla kapitalist bir bağımlılığa uğradığımızı, yığınlar halinde dar ve yüksek alanlara sıkıştırıldığımızı, maymunlar gibi tırmanıp, koyunlar gibi güdüldüğümüzü, sadece yiyen, içen, tüketen, boşaltan, ömrü yollarda ve beton yığınları içinde geçen robotlara döndüğümüzü, beton yığınlarına sahip olmak ve avm lerdeki ürünleri tüketmek için sürekli bankalara faizli kredilerle borçlandığımızı sürekli anlatmaya çalışıyoruz.

Küreselci, şeytani globalcilerin dünyayı her açıdan büyük bir kaosa ve yokoluşa sürüklediği bir durumda, kadim bilgiyi kullanırken, dünyadaki merkezlerinin de Almanya olduğunu bildiğimizde, Almanya'daki en büyük şehrin 3.5 milyon nüfuslu Berlin olduğunu düşündüğümüzde ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduğumuz ortaya çıkıyor.  

Bu durumda kavramlarımızı yeniden olması gereken aslına döndürmemiz en temel yaklaşım olacaktır.

Evlerimizi yaşanabilir, inşa edilebilir, kolayca sahip olunabilir, müstakil, bahçeli, doğal malzemeden yapılmış, içlerinde huzurla yaşadığımız yerlere çevirmek zorundayız.

Mahallemizi, herkesin herkesi tanıdığı, ‘komşusu açken tok yatan bizden değildir' hadisinin uygulandığı, muhtarın herkesi yönetebildiği, komşuluğun yaşandığı, hemşehrilik ve akrabalık duygularının geliştiği mekansal bütünlüğe ulaştırmalıyız.

Şehrimizi, yaşanabilir, ulaşılabilir, yönetilebilir,  etrafı büyük yeşil ormanlarla çevrili, tüm gıda ihtiyaçlarının etrafındaki bostanlardan karşılandığı, isteyen herkesin ürettiği malını adil pazarlarda satabildiği, ibadet alanlarının, eğitim yapılarının, sosyal alanların kolay ulaşılabilir merkezlerde olduğu, adli, idari, siyasi, istihbari, emniyet vb. açıdan kolay yönetilebilecek kadar büyük olan, ömür törpüsü olmayan, oralı olduğumuzda kendimizi mutlu ve huzurlu olduğumuz yerlere döndürmeliyiz.

Bedeli, maliyeti, süresi, şartları ne kadar zor ve büyük olsa da...

Yoksa tersini anlatmak bile istemiyorum.

Şu ana kadar yaşadıklarımız olacakların yanında ancak şükredilecek şeyler kalır maazallah.

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI