Muğla escort Ankara masaj salonu
Bugun...

BOYALI KUŞ

 Tarih: 25-08-2019 20:37:00  -   Güncelleme: 27-08-2019 02:08:00
Sevilay Karapınar
“... kuşların arasında en güçlü olanı seçip bileğine bağlar, çeşitli malzemelerle pis kokulu rengarenk boyalar hazırlamaya girişirdi. Ne zaman ki elde ettiği renkler içine siner, işte o zaman bileğine bağladığı kuşu ters çevirip kanatlarını iki yana açardı, başından, göğsünden başlayarak her yerini bir kır çiçeği demetinden daha canlı görünene kadar gökkuşağı renklerine boyardı.
 
 
Sonra yine ormanın derinliklerine doğru yola çıkardık. İstediği yere vardığımızda Lekh boyalı kuşu alıp benim elime tutuşturur, küçük bedenini hafif hafif sıkmamı söylerdi. Bunu yapınca kuş ötmeye, ürkekçe tepemizde uçmakta olan kardeşlerini yanına çekmeye başlardı. Onların sesini duyunca bizimkiler de heyecanlanıp bir gayret uçmaya çalışır, şakıdıkça da henüz boyanmış bağrında tutsak minicik yüreği daha hızlı atmaya başlardı.
 
 
Tepemizde yeterince kuşun toplandığına kanaat getirdiğinde Lekh bana işaret çakarak tutsağımızı salıverirdi. Küçücük bir gökkuşağı gibi görünen kuş mutlu ve özgür bulutlara doğru havalanır, hızla kahverengi sürünün arasına çalardı. Diğer kuşlarsa bir an için neye uğradıklarını anlamaz, kafaları karışırdı. Boyalı kuş sürünün bir o yanına, bir bu yanına uçar beyhude bir çabayla onlardan biri olduğunu göstermeye çalışırdı. Ancak o ne kadar hevesle içlerine girmeye çalışsa da üstündeki parlak renklerin gözlerini kamaştırdığı diğer kuşlar, kuşkulu onu sürünün dışına kovalardı. Hemen sonra da art arda acımasız bir saldırıyla boyalı kuşu didiklemeye, tüylerini yolmaya girişirlerdi.
 
 
Kısa süre içinde gökyüzünde tutunamayan rengarenk gövdesiyle yere yapışırdı boyalı kuş. Onu bulduğumuzda da genellikle çoktan ölmüş olurdu...”
 
 
(Jerzy Kosinski, Boyalı Kuş romanından)
Boyalı Kuş diğerlerine benzemediği için öldürülür.
 
 
Farklılıkların bir zenginlik olduğu, onlara kıymak, yaşamlarına karışmak yerine saygı duymak gerektiği fikrindeyim.Toplum içerisinde kadının konumu, bir çok kitaba ve hikâyelere konu olmuş, birçok tartışmaların temel unsuru haline gelmiştir. Kadının ilk yaradılışından itibaren anlatılan efsanelerden tutun, günümüz hikayelerine kadar, kötülük ve cezalandırıcı anlayışlar hüküm sürmüştür. Erkeğin, kadını koruyup, kollaması vurgulansa da, erkek hegemonyasının hüküm sürdüğü bir dünyada kadın, ikinci sınıf insan muamelesi görmekten kurtulamamış, erkekler tarafından ”bir kaburga parçası” olarak görülmüş ve aşağılanmıştır. Yaratılışından itibaren dışlanmaktan kurtulamamıştır. Birçok kitapta haksızlığa İlk başkaldıran, eşitlik noktasında ilk isyan eden kadının isminin dahi anılması, kötülüğün simgesi olarak değerlendirilmiştir.
 
 
Kadın anlaşmazlık yaşadığı eşiyle birlikte yaşamalarının çekilmez hale geldiğinde son nokta olarak gitmeye karar verir ve gider. Gider gitmesine de  yüzyıllar boyunca kötü kadın imajından kurtulamaz.
 
 
Ôyle ki, insanlığın ilk yüz karası sıfatını taşıyan Habil'i öldüren Kabil'in annesi Lilith olarak anılır. Aslında, hikayenin başkaldıran kadını kim olursa olsun, kimin ne şekilde yaşadığı, hangisinin gerçeği yansıttığının bir önemi yok. Nedeni; verilmek istenen mesajın, kadının yaratılışından günümüze kadar, öteki sıfatı ile dışlandığı gerçeğidir.
 
 
Anne olma vasfının verdiği kutsal duruşu hiçe sayılmıştır.Kimi “ eksik etek”, kimi “cennetteki Huri”, kimi “cehennemin kapısı”, kimileri de”saçı uzun aklı kısa” dedi... Sonuç itibariyle eşitliği ve adil yaşam hakkını isteyen kadınların sonu hep hüsran olmuştur.Din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımının yaşanmadığı daha insani bir dünya dileğiyle.Sevgiyle kalın...
  Bu yazı 6367 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI