bursa bayan escort bursa escort bursa escort bayan eskort otele gelen escort görükle escort bursa evi olan escort
istanbul escorts escort istanbul istanbul kadıköy escort nişantaşı bayan escort maltepe bayan escort beylikdüzü escort
sakarya escort kocaeli escort escort bodrum bodrum escort
canlı bahis siteleri
porno film izle anal porno hd sex izle türkçe porno izle türbanlı porno izle
Bugun...

OSMANLI'DA SİKKE

 Tarih: 17-10-2019 01:32:00  -   Güncelleme: 17-10-2019 19:01:00
Volkan Yaşar Berber
Osmanlı Devleti’nde darphâneler iltizam sistemiyle bandırma escort  üçer yıllığına özel kişilere ihale edilir, ihale edilmediği takdirde emaneten bir kamu görevlisi tarafından yönetilirdi. Paraların ayarını ve içlerindeki değerli maden miktarını “sâhib-i ayâr” denilen bir görevli denetlerdi. Osmanlılar, Selçuklular ve Anadolu beylikleri gibi altın ve gümüşün ülkeye girişini teşvik edip vergiden muaf tutarken sıkıntısı çekilmemesi için ihracına sınırlamalar getirip yasakladı. Savaş veya başka zaruri sebeplerden dolayı para hacminde meydana gelen daralmalar esnasında zaman zaman devlet adamlarının elindeki altın ve gümüş kap kacakla kıymetli madenler darphâneye gönderilerek paraya dönüştürülürdü. Mısır hariç taşradaki darphânelerin sikke kalıpları merkezden gönderilirdi. Tesbit edilebildiği kadarıyla Osmanlı ülkesinde 90 ayrı yerde basılır idi.
 
Osmanlılarda ilk sikkeyi Osman Gazi, üzerinde Darphane adı yazılı ilk sikkeyi de Bursa’da Orhan Gazi bastırmıştır. İlhanilerin XIV.yz. ilk yarısı başında Anadolu’da güçlerini yitirmesiyle, Timurtaş’ın H.727 M.1327 senesinde Mısır’a kaçması üzerine aynı sene Orhan Gazi Bursa’da ilk sikkesini kestirir. Kestirdiği sikkelerden evvel Anadolu’da isimsiz olarak, iki tarafında “Halledallahu Mülkehu” bartın escort  yazılı bir sikke kullanılmaktaydı. Bundan başka İlhanilere ait bir tarafında “Kelime-i Şehadet” ve diğer yüzünde “Es-sultan-ül-azam Halledallahu” yazılı sikkede kullanılmaktaydı. Orhan Gazi H.727 de ilk gümüş sikkesini yani akçe kestirir ki sikkenin adı Moğolcadan alınan akçedir. İngiliz İmparatorluğunun ilk sikkelerinde H.750 senelerde “Kelime-i Şehadet” ibareli altın bastığı da bilinmektedir. Gümüş sikkeye dirhem denilir. Dirhem, şer’i ve örfi olmak üzere iki türden oluşur. Örfi dirhemler onaltı kırat, şer’i dirhem ondört kırattan oluşurlar. Orhan Gazi, sikkelerini örfi dirhem olarak kestirtmiştir. Bir dirhem onaltı kırat ve dört habbedir. Bu akçeler daha sonra “Akçe-i Osmanî” veya “Osmani” isimleriyle adlandırılmışlardır. Sonrasında I.Murad hem akçe (gümüş) sikke hem de bakır sikke kestirtmiştir. İlk defa olarak “Sultan-ül Galib” klişesi görülür. Paralara tuğra şekliyle isim yazılması ilk kez I.Murad ve Emir Süleyman sikkelerinde görülüp sonrasında Çelebi Sultan Mehmed, II.Murad’ın sikkelerinde de görülür.
 
Osmanlı da altın ilk defa Fatih Sultan Mehmed tarafından kesilmiştir. Osmanlı akçeleri Venedik dukası ve filori denilen yani en evvel Floransa’da kesilmiş altın olup üzerinde bir zambak çiçeği resmi vardı ki altın olarak ayarlanarak ecnebilerle ticari bayraklı escort  muameleler yapılmıştır. Konstantinopol ise 1453 yılından itibaren Konstantiniyye adıyla Osmanlıların merkez darphanesi oldu. İslambol, kimi zaman Darül Hilafet olarak anılmıştır. Sultanlar bu kentte altın, gümüş ve bakırdan sikkeler basmışlardır. Bunları sultani, alçe, mangır, zolta, dirhem, beşlik, onluk, fındık, cihaniye, hayriyezer-i, mahbub, rumi, eşrefi, kuruş, lira v.b. gibi isimlendirmişlerdir.
 
İlk altın paranın basılmasıyla birlikte çift maden sistemine (bimetalizm) geçildi. Yeni fetihler neticesinde altın ve gümüş standardına dayalı olan Osmanlı para sistemi de giderek karmaşık bir durum aldı. Zira Osmanlı sikkeleri Anadolu beylikleri, Bizans ve diğer yabancı devlet paralarıyla birlikte piyasadaydı. Bunun yanında Mısır’da pâre, Eflak-Boğdan, Macaristan civarında penz ve Kırım’da Kefevî akçe gibi mahallî paralar tedavül etmekteydi. Devlet, İstanbul’a yakın Orta ve Batı Anadolu ile Balkanlar’da akçe ve sultânîye dayalı olan kendi para sistemini sürdürürken özellikle uzak piyasalarda Venedik dukası, Ceneviz altını, İspanyol reali, Hollanda esedîsi, Polonya zolotası, Avusturya taleri ve İran şâhîsi gibi yabancı paraların dolaşımını serbest bıraktı. Hatta yabancı devlet parası olmalarına rağmen Venedik ve Ceneviz altınları Osmanlı darphânelerinde de basıldı. İstanbul piyasalarından uzak olup yabancı sikkelerin etkisinde kalan Tunus, Cezayir ve Trablus piyasalarında “nasrî” denilen ve padişah adına kesilen kare şeklindeki mahallî sikkeler hâkimdi. XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kuruş denilen yabancı iri gümüş sikkeler Osmanlı piyasalarına girmeye başladı. XVII. yüzyılın ortalarında ise para arzı talebi karşılayamayınca Avrupalı tüccarlar yabancı mağşûş sikkeleri Osmanlı piyasalarına taşıdı. Tüccarlar için çok kârlı olan bu iş akçenin hükümran olmadığı coğrafyada var olan para karmaşasını daha da arttırdı. Bu şekilde yabancı paraların âdeta Osmanlı piyasalarını istilâ etmesi yüzünden ülkenin çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren darphâneler ve buna paralel olarak gümüş madenleri birer birer kapanmaya başladı; neticede IV. Mehmed’in saltanatı esnasında (1648-1687) darphâne sayısı altıya kadar düştü. Kapanan madenlerin yeniden açılmaması zamanla gümüş kıtlığına sebep oldu. 
 
XVII. yüzyılda sınırlı miktarda bakır sikke basıldı; ancak savaşları finanse edebilmek, hazinenin açıklarını kapatabilmek, altın ve gümüşün karşılamadığı para arzını ikmal etmek amacıyla 1688’de bol miktarda mankur / mangır veya pul denilen bakır paralar çıkarıldı. Bunların maden ve nominal değerleri arasında fark mevcut olup her mangır bir akçe değerindeydi. Hazine bakır sikkeyi ödeme aracı olarak kabul etmekteyse de altın ve gümüşte olduğu gibi isteyenin darphâneye külçe götürüp bakır sikke bastırması yasaktı. Nominal değeriyle maden değeri arasındaki fark ve kolay kâr imkânı kısa sürede kalpazanların dikkatini çektiği için dışarıdan getirilen gemiler dolusu kalp bakır sikke piyasaya sürüldü. Bu durumun piyasalarda oluşturduğu istikrarsızlık ve enflasyondan dolayı Kasım 1691’de mangırların basımı ve tedavülü yasaklandı.
 
XVII. yüzyılın sonlarına doğru yapılan bir düzenlemeyle para, akçenin yerine Osmanlı para birimi haline geldi. 1 para 3 akçe, 1 kuruş 40 para ölçüsü getirilen bu sistemdeki ilk gümüş kuruş 1690 yılında basıldı. Para sistemini bir düzene koymak ve para birliğini sağlamak isteyen II. Mustafa, 1696’da tedavüldeki farklı ayarlı altın ve gümüş paraları toplatarak yeniden ve tek ayar üzere bastırmak amacıyla İzmir, Edirne ve Erzurum’da yeni darphâneler açtırdı; yabancı sikkeleri yerli paraya dönüştürerek hazineye ek finansman sağladı. 1703 yılında gümüş kuruşun gram ağırlığı yeniden düzenlenip ufaklıkları darbedildi. 
  Bu yazı 985 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI